KENTSEL DÖNÜŞÜM YEŞİL DÖNÜŞÜM OLMALI !

2 Temmuz 2016 Cumartesi Yazdır

Türkiye'de Mayıs 2012 tarihinden itibaren, ciddi bir kentsel yenilenme ve dönüşüm süreci başladı. 6306 sayılı Afet riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında, Türkiye'de 2023 yılına kadar 8.000.000 civarında konutun yenilenmesi hedefleniyor.

Kentsel dönüşüm seferberliğinde 500 milyar dolar olarak tahmin edilen finansman ihtiyacının ve deprem riskinin büyüklüğü sebebiyle planlama sürecinin hızlı geçilmesi, özellikle finansman ve paylaşım konusunda sorunlar ortaya çıkardı.

Bu sorunlar imar haklarının arttırılması ve daha çok yapılaşmayla çözülmeye çalışılıyor. Sürecin de gecikmesi sebebiyle, ada ve yerleşke ölçeğinde yapılması gereken riskli alan dönüşümleri yerine, bina ölçeğinde ve bu binaların yapısal ve fiziksel iyileştirilmesi ile sınırlı yerinde dönüşüm süreci uygulanıyor.

Ancak böyle bir dönüşüm sonucunda, ortaya çıkan yeni yerleşim alanlarında deprem riski bertaraf edilmiş olsa bile, ulaşım, betonlaşma, kaynakların verimsiz kullanımı gibi şehrin kronik sorunları daha da büyüyecektir. Çünkü nüfusun hızla artışı ile birlikte yoğun kentleşme sonucu alan problemleri giderek artacaktır.

Arazi kullanımı, taşıt kullanımı ve enerji ihtiyacını karşılamak için fosil yakıtların kullanılması hava kirliliğine yol açmaktadır. Yollar, evler, iş yerleri, alışveriş yerleri, kamusal alanlardan oluşan kentsel alanların karakteri o çevreyi olduğu kadar bölgede yaşayan insanların hayat kalitesini de etkilemektedir.

Türkiye'de de kentsel dönüşüm projelerinin hız kazandığı günümüzde,

-depreme dayanıklı ama aynı zamanda yapılaşmanın yanında daha sağlıklı ve konforlu yaşam alanlarına sahip,

-enerji verimliliğini ön planda tutan,

-ekoloji ve habitatı koruyan,

-çevreye yaptığı olumsuz etkilerin en aza indiği

mahalle ve kentsel alanların tasarlanıp yapılması da büyük önem taşımaktadır.

Yeni oluşacak bu kentlerde insanlar belki yüzlerce yıl yaşayacaktır. Ayrıca ekonomik olarak, dönüşünde sadece enerji verimliliğine yönelik yapılacak çalışmalar sonucunda, tüm binaların uluslararası standartlarda enerji verimli olması durumunda önümüzdeki yıllarda içerisinde yaklaşık senelik 3 milyar dolarlık bir enerji tasarrufu elde edilebilir.

Bu da Türkiye'nin yıllık cari açığının yaklaşık % 10'u civarında olup, kentsel dönüşüm süreci için bir ek finansman niteliğindedir.

Buna ek olarak yeşil bina ve kentlerde artan insani yaşam kalitesi ile ortaya çıkacak verimlilik ve üretkenlik hesaplandığında, yeşil dönüşümün önemi daha da iyi anlaşılacaktır.

Halihazırda 6306 sayılı Kentsel dönüşüm olarak bilinen kanun ve ilgili mevzuat kapsamında yeşil alanların arttırılması, enerji verimli binalara ek faiz desteği verilmesi gibi teşvik mekanizmaları bulunsa da, bunlar bu konunun bir üst kademeye yayılması için maalesef yeterli değildir. Bu kapsamda yeni Kalkınma planları kapsamında daha hedefe yönelik, nakdi ve ayni yardımlar ve teşvik araçları oluşturulmalıdır.

Kentsel dönüşüm sürecinde bu uygulamalara ait bürokratik adımlar en aza indirilmeli, süreçler mümkün olduğunca hızlandırılmalıdır. Kentsel dönüşümde yüksek ölçekli deprem riski hala devam ettiği için, zaman kaybını en aza indirmek çok önemlidir.

Olası bir deprem durumunda başta İstanbul olmak üzere kentlerimizin hazırlıksız yakalanması sonucunda ortaya çıkacak mağduriyetin boyutu, şu anda gündemde olan özellikle rantsal konularla karşılaştırıldığında ne yazık ki çok daha ciddi olacaktır.

Kentleşme oranının her geçen gün arttığı bir dünyada, sürdürülebilir ve yeşil kentlere yapılacak bir yatırım aslında o ülkenin kendi doğal kaynaklarına, doğasına ve de en önemlisi insanına yapılacak bir yatırım olacaktır.

Yeşil Bina ve Yeşil Kentlerin oluşturulmasında kullanılan kriterler, günümüz şehirlerine özgü problemlerin birçoğuna cevap verecek şekilde geliştirilmektedir. Kentlerde hangi sorunların yeşil bir dönüşümle bertaraf edilebileceğini de gelecek yazımızda ele alalım…

Sevgilerimizle


Emre Ilıcalı

Altensis Kurucu Ortağı


Etiketler