GAYRİMENKUL SEKTÖRÜNE DE BİR “TMSF” LAZIM

1 Kasım 2015 Pazar Yazdır

Bir dakika, panik yok… Kriz tellallığı yapmıyorum, yapmayacağım ya da bir duyum aldım da onu açıklayacağım; hayır. Söyleyeceklerim, tamamen bir önlem almaya, Türk gayrimenkul sektörünün önünü açmaya yönelik çağrı; bir öneri getirmek sadece…

2001‟de yaşadığımız ekonomik krizi hatırlayanlarınız, o dönemin sonuçlarından en çok etkilenen sektörün bankacılık olduğunu; bazı bankaların faaliyetini durdurma veya başka bazı bankalar ile birleşme sürecine girdiklerini de hatırlar.

Bana göre ise o dönemin en çok hatırda kalması ve tutulması gereken olaylarından birisi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu‟nun ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu‟nun (TMSF) o zamanki gündemimize oturmuş olmaları ve çeşitli mağduriyetleri gidermeye yönelik faaliyetleridir. Şimdi ne alâka diyeceksiniz; gayrimenkul sektörüne hizmet eden bir web sitesinde, sektörü ilgilendiren yazılar yazarken, bankacılık hakkında konuşmak…

Haklı olabilirsiniz ama kısaca yapmak istediğimi şöyle özetleyip, konunun detayına geçeyim: Başka sektörlerin yaşadıklarından gayrimenkul sektörü olarak kendimize dersler çıkarırsak, geleceğe daha emin adımlarla yürürüz. Bankacılık, turizm, otomotiv ve daha başka sektörlerin yaşadıklarından yola çıkarak biz de daha güvenli ve sürdürülebilir bir gayrimenkul geliştirme ve gayrimenkul yatırım sektörünü oluşturacak adımlar atabiliriz/atmalıyız. Kamuoyunda kısaca “mütekabiliyet" olarak bilinen, 6302 sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun‟un yürürlüğe girmesiyle birlikte, her geçen yıl daha fazla sayıda “bireysel" yabancı alıcı, Türk gayrimenkullerine ilgi göstermeye başladı.

Bu gelişme, bizim adımıza iki nedenle çok güzel; Türk gayrimenkul sektörü de ülkeye döviz kazandırmaya başladı ve daha da önemlisi Türkiye‟de yaşamak isteyebilecek, ülkemizde düzenli para harcayabilecek, Türk markalarını tanıyacak yabancı sayısı artmaya başladı. “Bireysel" düzeyde bu güzel gelişmeler yaşanırken maalesef, uluslararası kurumsal yatırımcıların Türkiye‟ye, Türk gayrimenkullerine hâlâ uzak durduğunu, Türk gayrimenkullerini, gayrimenkul projelerini finansal yatırım enstrümanı olarak görmediklerini gözlemliyoruz. Aslında, gayrimenkul sektörünün, ülkeye çok daha yüksek düzeyde döviz sağlayabilmesinin yolu, söz konusu “uluslararası kurumsal yatırımcıları" Türkiye‟ye çekebilmekten geçiyor… Sanırım 2013 yılında düzenlenen Gyoder Zirvesi sırasındaydı; bir panelde konuşan uluslararası bir gayrimenkul yatırım şirketinin yetkilisi, Türkiye‟nin kendilerine sunduğu yatırım fırsatlarının farkında olduklarını, diğer birçok ülkeye/pazara nazaran ülkemizde daha yüksek oranlı getiriler elde edebileceklerini bildiklerini, buna rağmen Türkiye‟den uzak durduklarını açıklamıştı.

Nedenini ise şöyle açıklıyordu; uluslararası bir yatırımcının, çok yüksek getiriler elde edemese bile, en azından yatırım yaptığı pazardan parasını kaybetmeden çıkmak isteyeceğini, Türkiye‟nin henüz bu garantiyi -en azından izlenim olarakveremediğini ifade ediyordu. Kısaca, pazara girmekten çok “kayıpsız çıkmak" konusuna „takılıyorlardı‟. Yeniden makalenin en başına ve “TMSF" referansına dönecek olursam, -devlet büyüklerimiz ne der bilemiyorum ama- diyeceğim ve önereceğim şudur: „bina tamamlama sigortası‟ ile bireysel alıcılara getirilen teminatın bir benzeri, bir üst ölçekte, uluslararası yatırımcılara da sağlanmalı.

Küresel yatırımcıları Türk gayrimenkul sektörüne çekebilmek için Türk gayrimenkullerine/projelerine yapacakları yatırımlara güvence vermek, en azından kayıpsız Türkiye‟den çıkabilmelerini garanti altına almak adına, geliştiricilerin, devletin ve yatırım yapacak -güvence edinmek isteyen- uluslararası yatırımcının katkıda bulunacakları bir “gayrimenkul yatırımları sigorta fonu" kurulabilir. Uluslararası yatırım çeken bir gayrimenkul projesi, eğer sıkıntıya düşer tamamlanamazsa ya da uluslararası yatırımcıya yatırdığı tutardan daha düşük bir getiri sağlarsa, söz konusu fon devreye girer ve kayıplar karşılanır.

Uluslararası yatırım çekmek isteyen gayrimenkul geliştiricisi/projesi, böyle bir fona dahil olursa, yurtdışı görüşmelerinde gayrimenkulünü/projesini daha özgüvenli bir şekilde tanıtır, yatırımcıyı daha kolay ikna eder. Yatırdığı tutarı kaybetmeyeceğini gören uluslararası yatırımcı da Türkiye‟ye girmek için daha kolay karar verir. Yukarıdaki öneriyi getirirken, tabii, hukuk, finans ve maliye sistemimizin, uluslararası normlarda işler olmasını sağlamanın en öncelikli ihtiyacımız olduğunu ve bu işlerliği sağladığımızı varsayıyorum…

BENİM MEKÂNLARIM

İsmail Özcan

Y. Mimar

Genel Müdür Vekili, Turyap Yapı


Etiketler