MEKÂNSAL OKUR-YAZARLIK​

2 Ekim 2017 Pazartesi Yazdır

Sn. Cumhurbaşkanımız'ın Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavı özelindeki demeciyle, Türk eğitim sistemi bir kez daha gündeme geldi. Kendisinin TEOG sınavının kaldırılması gerektiği yönündeki demeciyle, konunun uzmanları ve Türk politik hayatı yeni bir tartışma konusu kazandı; gündem belirlemek böyle bir şey olsa gerek. 'Eğitim' uzmanı değilim, bu konuda ahkâm kesecek değilim ama mekânsal eğitim, mekânsal okur-yazarlık konusunda birkaç kelime yazabilirim.

Kamuoyunda daha çok 'kentsel dönüşüm' olarak bilinen afet riski altındaki alanların dönüştürülmesinden beklenen en önemli faydalardan birisi de, çarpık kentleşme sürecinde çirkin bir görüntüye sahip olan şehirlerimizin daha şık, bir tasarımcının elinden çıkmış bir çehreye kavuşmasını sağlamaktır. Şehri insanların, şehrin de insanları biçimlendirdiğine dair, bence de doğru olan savda da savunulduğu gibi 'kentsel dönüşüm', daha eli yüzü düzgün bir şehir mimarisi elde etmek ve daha sonra da o şehri o yeni dokusuyla korumak adına önemli bir fırsat yaratıyor.

6306 Sayılı Kanun'un, şehirlerin dönüştürülmesi olan esas işlevini, bugüne kadarki uygulamalarda, pek de yerine getiremediğini tespit etmek gerekir. Daha çok, toprağın (arsanın) değerli olduğu, bina bazında yenilemelerin yaşandığı, inşaat işini üstlenen müteahhidi 2 dairenin veya 2 dükkanın kurtarabildiği, birim m2 satış fiyatı yüksek bölgelerde kentsel dönüşümün avantajlarının kullanıldığı bir gerçek. Söz konusu bölgelerde, gelir ve eğitim bakımından da yüksek insanların yaşadığı bir tesadüf müdür, bilemiyorum. Ancak, son dönemde bu bölgelerde inşa edilen şık binalara bakıldığında, mimari anlamda seçmesini, değerlendirmesini, analizini de bilen bir kesimin bu bölgelerde yaşadığı, görülüyor.

Şimdi yeniden, makalemin ilk giriş paragrafında değindiğim 'eğitim' konusuna geri dönecek olursam; 'kentsel dönüşüm' binaların/kentlerin güzelleştirilmesi için ne kadar fırsatsa, yeni müfredat çalışmalarının gündeme geldiği, TEOG'un kaldırıldığı, öğrencileri yetenek, bilgi ve eğilimlerine göre yönlendirme döneminin başlatılmasının düşünüldüğü bu dönemde, eğitim konusunda karar alacak yetkililerden, kendi mesleğim adına da, öğrenci kardeşlerimize, mekân-mimari, kent, estetik konularının işleneceği dersler de okutmalarını talep etmek isterim.

Şehri biçimlendirecek insanların, renk uyumu, mekânsal kurgu, form-fonksiyon bilen, bilinçli, karşılaştırabilir, alternatif talep edebilir ve doğayla/çevreyle uyumu arayabilir nitelikte yetiştirilmiş olması, daha güzel ve herkesin yaşamak isteyeceği, herkesin gelip görmek isteyeceği kentlerin oluşturulabilmesi için bir zorunluluk. Hukuk, tıp ve mimariyi üç temel alan olarak belirlemiş Avrupa Birliği'nin yaklaşımı doğrudur ve ayak uydurulmalıdır; mimariyi ön plana almadığımız, insanlarımızı, özellikle de genç nesli, öğrencilerimizi mekân-kent bağlamında eğitmediğimiz sürece, çağdaş, çevresel uyumu güçlü, baktığında bir resmi andıran, içine girdiğinde huzur veren şehirler inşa etmek güç olacak.

Form-fonksiyon, malzeme, estetik kaygılara sahip kılamadığımız, bu olguları kazanması için eğitemediğimiz her insan, içinde yaşayacağı binaya, siteye hakim olacak mimari/inşai kaliteye dikkat etmeyecek, çalakalem tasarlanmış, hızlı üretim sürecinde işçilik düzeyine özen gösterilmemiş, fiziksel konfor koşullarını yönetmelik baskısı altında zor yakalamış fakat eskiye göre daha sağlam binalarda yaşamayı sürdürecek belki ama kaybeden yine kentler olacak…


BENİM MEKANLARIM

İsmail Özcan

Y. Mimar

Genel Müdür Vekili, TURYAP Yapı




Etiketler