NEREYE YATIRIM YAPMA(MA)LI?

28 Aralık 2015 Pazartesi Yazdır

Her karşılaşılan doktor tanıdığa sağlıkla ilgili, her avukat tanıdığa iş hukukuyla ilgili soru sorulduğu gibi gayrimenkul sektöründe çalışan tanıdığa da “nereye yatırım yapmalı” diye sorulması âdettendir.

“Dünyada mekân, ahirette iman" düsturuyla büyümüş her Türk insanının başını sokacak bir ev edinmesi sonrasında, eğer geliri, birikimi belli bir seviyeye ulaşırsa, aklına gelen ilk yatırım enstrümanı genelde gayrimenkul olmaktadır. Yanlış anlaşılmasın, bizim adımıza şikâyet edilecek bir durum yok tabi, gayrimenkulün en güvenilir yatırım araçlarından biri olarak görülmesi, bize de sektörümüzün geleceğine güvenle bakma imkânı sağlıyor. Her ne kadar bir gayrimenkulcüye sorulan ilk soru “nereye yatırım yapmalı?" olsa da aslında bu soruyu “nereye yatırım yapmamalı?" olarak algılayıp yanıtlamak, özellikle son 10 yılda Türkiye'de -özelde İstanbul'da- gerçekleştirilen birçok gayrimenkul projesi, markalaşma çabası içerisine giren birçok şehir arasında bocalayıp, kararsız kalıp, haksızlık yapmaktan daha iyi sanki. Bu bağlamda nereler yatırım yapmak için göz ardı edilebilir, aşağıda kısaca değinelim… Şehirler, giderek ülkelerin önüne daha çok geçmeye başladı.

Markalaşma eğiliminde ve de sürekli - sürdürülebilir gelişim yaklaşımı içinde olmayan şehirlerin, diğerleri arasında adının bile kalmayacağı artık belli oldu. Bu kapsamda, ister ulusal isterse de uluslararası arenada, güçlü bir kimlikle var olma peşinde olmayan kentlere yatırım yapılmamalı. Örneğin artık algımıza oturan “Yeşil Bursa", sahip olduğu doğal güzellikleri korumasını ve bunu kimliğine yansıtmasını becererek, yabancıların en çok gayrimenkul satın aldığı kentlerin arasında en üstlere tırmanmayı becermiştir. Şehir ölçeğinden alt şehir/metropol ilçe boyutuna gelindiğindeyse, benzer bir yaklaşımla, varlığını özel bir kavramla, eserle, aktiviteyle, yaklaşımla özdeşleştiremeyen yerleşimlerin “değer" yaratma bağlamında geride kalacakları muhakkak. Bu da o yerleşimlerden uzak durmayı gerektirir. Somut bir örnek vermek gerekirse, Taksim bölgesi özelinde Beyoğlu ilçesi yeme-içme, eğlence alanında sunduğu alternatifler ile genç, yaşlı herkes için bir çekim merkezi halindedir. Bu kapsamda, bu bölgedeki gayrimenkullerdeki değer artışının, aynı birim zaman içinde, görece diğer ilçelerdekilere göre oldukça yüksek olacağı rahatlıkla görülebilir. Beyoğlu'nu pas geçip, diğer yerleşim bölgelerine odaklanmak için oldukça güçlü bir sebebiniz olmalı. Bir adım daha aşağı inildiğinde ve projeler bazında bakıldığındaysa, yaşanılan/çalışılan bölge ile ilgili en öne çıkan ihtiyaç neyse, ona göre projelerin yatırım çektiğini söyleyebiliriz.

Örneğin İstanbul'u baz alacak olursak, hangi ilçesi, semti baz alınırsa alınsın, yaşanan trafik yoğunluğu ve ulaşım sıkıntısı, gayrimenkul satın alacak insanları, toplu taşıma araç ve akslarına yakın olmaya sevk etmektedir. Bir projenin metro veya metrobüs duraklarına, hatlarına yakınlığı, o projeden daire/işyeri satış hızına olumlu etki etmektedir. Dolayısıyla toplu taşıma altyapısı geri kalmış yerleşim bölgelerinden uzak durulması çok doğaldır. Son olarak bina ölçeğinde konuyu tartışmak gerekirse, enerjinin giderek pahalılaşması, doğanın giderek bozulması, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyacın artması, “yeşil bina" kavramını her geçen gün öne çıkarmaktadır. Hâlâ eski usulde inşa edilen, enerji tüketimi yüksek olan konutların, gerek kullanılacağı dönemde, gerekse de bir şekilde ikinci el olarak satışının yapılacağı durumda, sahibine kaybettireceği çok açık. Yukarıda sayılanları dikkate alıp, yatırım rotanızı iyi bir altyapı, güçlü duruş, markalaşma ve yeşil bir yaklaşım sunan kentlere, projelere ve binalara döndürmeniz gerekir. Gerisi, kesenize, tercihinize ve zevkinize kalmış açıkçası…

İsmail Özcan

Y. Mimar Genel Müdür Vekili,

TURYAP Yapı


Etiketler