İstanbulluyu “Su” ile tanıştıran kadın

İstanbulluyu “Su” ile tanıştıran kadın

Ottomare Suites, İstanbul Sarayları, Bosphorus City, Bursa Modern, Antepia ve Ankara Altınoran gibi birçok başarılı projeye imza atan Yüksek Mimar Mehpare Evrenol, su hayattır bu nedenle insan yerleşimini sudan ayrı düşünemiyorum, diyor. Erkek egemen bir sektörde çok adetli konut yapan bir mimar olarak erkek meslektaşlarını geride bıraktığını belirten Evrenol, çünkü ben kadınım, evi ben yaşarım bu nedenle de evin içini hiç kimse benim kadar iyi çözemez, diyor.

Sizin için İstanbulluyu su ile tanıştıran kadın deniliyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Su hayat, hayat suyun etrafında gelişmiş, artmış, çeşitlenmiş, coşmuş… Dolayısı ile insan yerleşimini sudan ayrı düşünemiyorum. Suyun dünya üzerinde böyle bir önemi olduğu gibi insan psikolojisi üzerinde de büyük önemi var. Su ve koruyu kardeş olarak kullandığımız projelerin birinde su tarafındaki konutlara ezici bir talep oldu. Buradan da anlıyoruz ki; insan doğası suyu arıyor. Projelerde kullandığımız sular biyolojik arıtma ile yenileniyorlar. Biyolojik arıtma ile tamamen doğal bir su parçası oluşturuyoruz. Yine bu projelerimizden birinde büyük gölet alanı üzerinde bahar sonuydu yönetimin ince ince ipler çektiğini gördüm ve dehşete düştüm, ne oluyor dedim. Meğer göç eden kuşlar o göleti buluşma alanı olarak tayin etmişler. Konutların arasındaki bu suya keyifle inmişler. Bu benim içimi ısıttı. Kentin ortasında doğayı bu şekilde davet etmiş olmamız bence çok önemli bir şey.

Erkek egemen bir sektörde bayan olmanın ne tür avantajları ya da dezavantajları var?
Aynı iş kolunda erkek egemen değil ki? Aslında bakacak olursak mimarlık zaten çok teknik bir konu ve çok az kadın çalışıyor. Fakat bayanlar ev sorumlulukları, çocuk-çocukla uğraşırken erkekler yürüyüp gidiyorlar. Hiç kimse de ne güzel burada bir bayan var demez. Şantiyelerde de yönetmek zordur ama zamanla bu konu meslek adamlığına dönüşüp, kadın-erkek olmaktan çıktı. Ancak ben çok adetli konut yapan bir mimar olarak erkekleri geride bıraktığımı düşünüyorum. Ben kadınım, evi ben yaşarım, çocuk büyütürüm… O nedenle ev işini erkek mimardan daha iyi çözerim diye düşünüyorum.


Projelerinize kadın olmanın kattığı bir detay var mı?
Projelerimde çocukluğumda gördüğüm buçuklu sandık odalarını kullanmaya başladım. Bunu da müşterilere çok zor anlattım. Daha sonra bunun evin estetiği için çok önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Banyoda leğenler, çamaşırlar ya da çocuğun odasında ütü görmek istemiyorsanız böyle bir odaya ihtiyacımız var. Artık bu anlayış kabul gördü. Artık piyasada da buçuklu daireler var.


Bir konutta esas ne olmalı sizce?
Su ve yeşil, yaşam alanı kurgusunun desteğidir. Ama esas önemli konu ise büyük ölçekli projeler yapıyoruz biz, büyük ölçekli proje demek kentin bir parçası demek. Kente yakışan, kentliye yakışan, insanların barınmanın dışındaki her türlü sosyal ve psikolojik ihtiyacını karşılayan bir kent parçası yaratmaktır. Su, koru, peyzaj buna ancak eşlik eder. Ama insanlar önce orada yaşayacaklar, keyif edecekler, alışveriş yapacaklar, karşılaşacaklar,  sosyalleşecekler ki, sosyalleşmenin altını çok kalın bir şekilde çiziyorum, çünkü kent demek sosyalleşmiş bir alan demek. Bu şekilde ki bir yaşam kurgusundan sonra nasıl bir alan teşkil ediyoruz dersek, işte o zaman su, gölet ve koru konuşulmaya başlanır.

Mimaride artık yerel kimliklerin yok olduğu söyleniyor ama bir taraftan da geleneksel mimariye övgü yağıyor. Mimaride eskiye dönüş mü oluyor?
Teknolojinin getirdiği, dayattığı, çeşitli imkanların el verdiği projeler yapılıyor. Projeler tabi ki günün teknolojisine uygun olarak yapılacak. 20 katlı-40 katlı binalarda geleneksel mimarimizin saçakları, eli belindeleri, cumbaları yapılacak değil. Bu global anlayışa da gönderme yapan, kendi modern ve çağdaş mimarisi içinde yer alabilir. Ancak daha küçük ölçekli projelerde, bazı modüllerin kullanılması, plan anlayışlarının yorumlanması gibi yapılabilir. Bunun dışında yapılabilecek her türlü eskinin kopyası konular bizim projelerimizin konusu değildir. Geçerliliği de benim açımdan yoktur.

Yabancıya satışın önü açılmasıyla birlikte firmalar onlara yönelik çalışmalar başlattı. Yabancı alıcıların da daha geleneksel mimariye ilgi gösterdiği söyleniyor. Bu anlamda işverenin böyle bir talebi olabilir mi?
Ama yabancıya konut satacaksak ve bu yabancı da Orta Doğu ise önce planları büyütmemiz lazım. Bu da şu anda mümkün görünmüyor. Bizim plan anlayışımız onlarınkine göre çok küçük. 3 odalı daire denilince biz bunu 130 metrekarede yapmak isteriz. 150 metre bizim maksimumuzdur. Onların yapacakları ise 200 metrekare. Biz de bunu yaparsak bu kez kendi insanımıza satamayız. Biz de 200 metrekare 3 değil 4 ya da 4,5 odalıdır.

O halde yabancıya özel konut mu üretilecek?
Belki modüllerin birleştirilerek dairelerin büyütülmesi sağlanabilir. Esnek bir planlama yapılabilir. Onun için de bu müşterinin olacağını öngörmek lazım. Ya da bizim ülkemize gelip daha farklı şartlarda yaşayacak.

Kutu kutu pense projeler benim olamaz
Aslında kendimi yenilemek ve çeşitlemek çok istiyorum. Her proje yeni bir serüven olmalı. Yaratıcılığın yönüdür bu. Tıkılıp kalmışlık sevdiğim bir konu değil. Binalarımda çeşitlilik arıyorum. Aynı arazi üzerinde farklılaşan 4. boyut, yani zaman… Dolaşırken sağdaki görünüşle soldaki görünüş, aşağıdaki görünüşle yukarıdaki görünüşün farklı olmasını istiyorum. Birbirinin aynısın onlarca katı üst üste dikmekten şiddetle kaçınıyorum. Onun için binalarımın etekleri vardır, eteklere doğru açılırlar, hareket eden çatılarım vardır… Kutu kutu pense proje benim projem olamaz. Sade ve düz mimariyi takdir ediyorum ama mümkün olduğu zamanlarda uçmayı ve kaçmayı seviyorum.

 

Konut Haberleri