Mimarın lisanı çizgileridir

Mimarın lisanı çizgileridir

Ahmet Alataş, mimarlığa olan tutkusunun ne kadar eskiye dayandığını anlatmak için "mimar olmadan önce kardan adam olmak istiyordum" diyor. Hiçbir zaman tasarladığı yerin form ve malzemesi hakkında kesin fikirlerle yola çıkmayan mimar, fikirlerini en iyi şekilde hangi malzemeyle gerçekleştirebileceğine bakıyor.

1
Eğim için Viyana'yı tercih etmenizin sebebi neydi?
17 yaşında çok bilinçli olamıyorsunuz. Mimarlık okumak istiyordum. Ve çok küçük yaşlardan beri mimar olmak istiyordum. Ben mimar olmadan önce kardan adam olmak istiyormuşum. Viyana'ya gidişim ise tamamen tesadüf. Yurtdışında okuma arzum vardı. Ailem de beni bu konuda her zaman destekliyordu. Fakat Viyana benim için çok doğru bir tercih oldu. Küçük olmasına rağmen kozmopolit diyebileceğimiz bir şehir. Dünyaca ünlü Avusturyalı mimar Hans Hollein ile lisans eğitimimin 3. senesinde çalışma fırsatım oldu. Küçük ama mimarlığın yaşadığı ve yaşatıldığı bir ortamda eğitim aldım.

14 yıl Viyana'da yaşadıktan sonra İstanbul'a yerleştiniz. Bu kararınızda ne etkili oldu?
Ben okulu bitirdikten sonra Prof. Helmut Richter ile 4 sene çalışma fırsatı yakaladım. Bu benim hayatımda önemli dönemlerden biridir. Berlin'de inşaat yaptık. Viyana'da yaşadığım son 3 senede kendi ofisimi açtım. Ama her iki projem de Türkiye'deydi. İzmir Amerikan Koleji'nin ilkokul binasının yarışmasını kazandım, onu yapacaktım. Bir tane de konut projesi almıştım. Bu projeleri gerçekleştirmek için Türkiye'ye döndüm. Döndüğümde kriz oldu. Uzun bir süre iç mekan üzerine çalıştım. İç mimari projeler yaptım. Sonra, Emine Uşaklıgil Cam Evi bizim Türkiye'deki ilk mimari projemiz oldu.

Asıl uzmanlık alanınız cam, çelik ve yüksek binalar. Bir uzman olarak dikey büyümesini sürdüren İstanbul'da birbiri ardına yükselen yapıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben Türkiye'de yapılan yapıların büyük bir çoğunluğunun kullanmak değil satılmak üzere yapıldığını düşünüyorum. Levent'te birkaç tane satılmak değil, kullanmak üzere yapılan binalar var. Benim gözlemlediğim kadarıyla yapıların birçoğu çağdaş mimarinin gerekliliğinden son derece uzak. Mimari, ticari bir meta olarak görülüyor ve mimarlar da bu oyunu birlikte oynuyor. Bunun sorumlusu sadece işverenler değil, mimar ve mühendislerdir de.

Sizce mimaride esas nedir?
Geri kalan her şey araç, amaç ise mimarlık olmalıdır. Gerçekten mimarlık yapabiliyorsanız, güzel şeyler ortaya çıkarabilirsiniz.

Kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız?
Şeffaflık, esneklik, sınırsızlık, serbestlik ve yalınlık. Bunlar gerçekten üzerinde durduğum noktalar. Bence malzeme hiç önemli değil. Mimaride ışık ve hacim en önemli iki şeydir. Işığı ve hacmi doğru kullanır ve tasarlarsanız, ki bu fotoğrafta da böyledir, çok keyifli işler çıkartabiliyorsunuz.
5
Yatırımcıların mimarlardan talepleri genellikle hangi yönde oluyor?
Yatırımcılar da mimarlar da başarılı olmak ve para kazanmak istiyor. Bu iki istek örtüşebilir. Ana problem, bugün Türkiye'deki yatırımcıların kültürel olarak çok başka bir noktada olmasıdır. Aslında ticari olarak da çok başarılı olabilecekleri projeleri, anlamakta zorlanıyorlar. Aslında yatırımcılar başarılı olmayı hedeflerken, bazı kararları onları başarıya götürecek mimarlara bırakmayıp kendileri almaya çalıştıkları için zorlanıyorlar. Yatırımcılar da aslında binasını kötü yapmak ya da ucuz yapmak için uğraşmıyor. Onlar da iyi olabileceğine inandıkları bir şeyin peşinde koşmaya çalışıyorlar. Bence yatırımcılar kendi kendilerini sabota ediyorlar. Çok daha fazla başarılı olabilecekleri projelerde, kendi vizyonlarının geldiği en son noktada o işi durdurup, daha ileriye gitmelerine engel oluyorlar. Onun dışında, satılmak için yapılan binalarda her zaman minimum harcama yapıp, kısa sürede o parayı geri döndürme arzusu var. 

Biraz rekabetin de etkisiyle farklı şeyler yapılmaya çalışılıyor. Her firma benim projem farklı diyor. Sizce bu projeler ne kadar farklı? Ya da farklı mı?
Bence farklılık var. Ama bu farklılıkları kelimelerle ifade etmek o kadar da kolay değil. Aynı malzemeleri kullanarak çok güzel yemek de yapabilirsiniz çok korkunç da yemek yapabilirsiniz. Farklılığını hissetmek için, tasarlarken de yaşarken de hissetmek lazım. Örneğin birinci, ikinci, üçüncü projenizi yapıyorsunuz. 10. projeye geldiğinizde artık bildiğiniz belli çözümler vardır. Sadece sizin değil farklı grupların da bulduğu çözümler vardır, bunlardan da beslenebilirsiniz. Mimari, bilinen problemlerle daha farklı çözümler bulmaktır. Bunu anlatmak çok zor. Keşke mümkün olsa da röportajı da anlatarak değil, göstererek yapsak. Projelerimizi göstersek. Çünkü bunlar mimarın lisanıdır.  

Mimarlık bir yerde kültürel okuma da gerektiriyor. Siz bugünün sosyo-kültürel değerlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnsanların yaşam kültürleri söylenenin aksine bence ileri değil geriye gidiyor. İnsanların yaşam kültürlerinin geriye gittiğini biz sadece mimaride değil sanatın her dalında görebiliyoruz. Daha yüksek binaların yapılıyor olması, o dairenin daha ışıltılı olması, toplumun geliştiğini göstermez.
4
Viyana'da da birçok projeye imza attınız, ödüller aldınız. Orada mimar olmakla Türkiye'de mimar olmak arasında nasıl bir fark var?
Viyana'da mimar olursanız, az önce yaptığım şikayetlerin hiçbirini yapmadan, 5 tane bina yapıp ömür boyunca hayatınızı tamamlarsınız. Burada yaşamanın çok daha gerilimli, dinamik ve hareketli yanları var. Türkiye'de bir mimar için çok daha fazla proje yapma şansı var. Mesela Hans Hollein bile ülkesinde belki 10 tane bina yapmıştır. Yine benim de birlikte çalıştığım Prof. Helmut Richter belki 8 tane binası vardır. Ama bu projelerin hepsi insanı çok fazla tatmin edecek, muntazam binalardır. Çünkü orada hem toplum hem de mal sahibi belli bir seviyeye gelmiş. İmar Kanunu bile daha farklı bir noktada. Türkiye'de bunlar yok ama farklı bir dinamizm var. Her şey var. Size çok fazla seçenek sunuyor. Ben bunları şikayet olsun diye söylemiyorum, sadece eleştiri benimki. Niye şikayet etmiyorum çünkü benim burada her işi yapacağım gibi bir çabam yok. Ben yapmak istediğim işi çok iyi biliyorum.

Yeni İstanbul son zamanlarda en çok tartışılan konuların başında geliyor. Siz nasıl bir İstanbul hayal ediyorsunuz?
Çok küçük yapıları yaparken bile alt yapı eksiklikleri ve imar kanunundaki eksikliklerle boğuşuyoruz. Yeni İstanbul'dan bahsedersek, çok ciddi bir dönüşümün oluşacağını ama bu dönüşümün de yakın zamanda gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu dönüşüm gerçekleşmezse çok büyük bir kaos ve kötü bir netice vereceğini düşünüyorum.

Güncel projelerinizden bahseder misiniz?
Çok keyifle yaptığımız 2 tane projemiz var şu an üzerinde çalıştığımız. Bir tanesi Yalın Evler, diğeri ise Terrace Plus projesi. Yalın Evler lanse edildi ama Terrace Plus henüz lanse edilmedi. Yakın zamanda tanıtılacaktır diye düşünüyorum. Yine birkaç tane daha özel projemiz var üzerinde çalıştığımız. Özel evler yapıyoruz. Bodrum'da projemiz olacak.
3
Yapma hayali kurduğunuz bir proje var mı?
İzmir Opera Binası yarışmasına katılmıştık, alamadık. O binayı yapmayı çok isterdim. Bu tip kamusal ağırlıklı, örneğim müze yapmak isterdim. Bu tip işler için Türkiye'de çok az fırsat var. Yine Türkiye'deki yapılan yarışmaları da sağlıklı bulmuyorum. O nedenle uzun bir süredir yarışmalara da katılmıyor.

Yarışmak fikri doğru bir şey mi sizce?
Ben yarışma fikrini beğeniyorum. Çünkü bir müze yapacağınız zaman bunu yapmak isteyebilecek birçok insan olabilir. Burada konu yarışmak değil. O iş için en güzel ve enteresan fikri seçmektir esas olan. Yarışmada insanların zihinlerinin değişmesi lazım. Jüri devamlı olarak yanlış kararlar alıp, yanlış mimarları ve projeleri öne çıkartıyorsa, yarışma sisteminde sıkıntı var demektir. 

 

 

Özel Haber

Konut Haberleri


Etiketler

ahmet alataş