Sınırlara Hapsolmayan Mimar

Sınırlara Hapsolmayan Mimar

Can Çinici ile projelerinden genel olarak mimarlığa bakışına, kentsel dönüşüm gibi güncel konulardan proje oluştururken nelerden beslendiğine dek özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dilerseniz mimarlık eğitiminizden başlayalım. ODTÜ mezunusunuz. Ardından İngiltere'de eğitiminize devam ettiniz. Oradaki mimari eğitim ve genel olarak mimarlığa bakış, mimardan beklenen ile Türkiye'deki durumu kıyaslamanızı istesek neler söyleyebilirsiniz? 
İngiltere dünyadaki en gelişmiş ve köklü 'Modern Mimarlık' kültürünün olduğu en önemli yerlerden biri. Modernite ve sanayi kültürü ile 'zanaat' tipi üretimin birbirini dışlamadan var olduğu çok önemli bir yer. En gelişmiş bilgisayarlı tasarım yöntemleri ile tarihten gelen zanaat duyarlılıklarını bir arada kullanmayı çok iyi becerebiliyorlar. Bu bakış mimarlık yapma biçimlerine ve mimardan talep edilenler direkt olarak yansıyor tabii. Oldukça şuurlu, mimarlardan ne istediğini bilen, kentsel kaliteyi devamlı olarak on planda tutan bir piyasanın varlığından söz edebiliriz. Ayrıca 'tüketim toplumu' mimarisinin en öncü örneklerinin verildiği de bir yer. Bu açıdan Türkiye'deki mimarlık ortamını İngiltere'deki ile direkt olarak kıyaslamak pek mümkün değil.



Bilgi Üniversitesi'nde stüdyo yürütücülüğü görevindesiniz. Geleceğin mimarlarıyla bir arada olmak neler hissettiriyor?
Ben YÖK bursu ile Londra / Architectural Association School of Architecture'da iki sene geçirmiş ve dönüşümde 4 sene süreyle ODTÜ Endüstri Tasarım bölümünde asistan olarak 'mecburi hizmet' görevimi yerine getirmiştim. Mimarlık eğitimine ise 2005 yılından sonra İhsan Bilgin'in daveti ile girdim sayılır, Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans programının Atölye yürütücülerinden biri olarak. Bu arada klasik anlamıyla 'akademik kariyer' yapmadığımı da söylemeliyim, uygun olduğum zaman dilimleri içerisinde enerjik öğrenci gruplarıyla atölye yürütücüsü olarak çalışıyorum.

Öğrencilerle çalışırken mimari düşünce, tasarlama meseleleri ve mesleğinin ilk aşamalarında olan mimarların psikolojileri çok daha ön planda oluyor. Tabii ki geleceğin mimarları onlar arasından çıkacak bu aşikar ancak öğrencilere bu anlamda bir 'iyimserliğin' hep bilgi edinme, doğru düşünme, şüphe etme ve doğru soruyu sorma, problemi iyi tarif etme meseleleri ile birlikte ele alındığında işe yarar olduğuna dair inancımı aktarmayı önemsiyorum.



Mimar olarak tasarımlarınızda "bu benim imzam" diyeceğiniz size has dokunuşlarınız oluyor mu? Yoksa her projeye yeni ve farklı bir yaratı gözüyle mi bakıyorsunuz?
Haliyle her proje mimarının kişisel izlerini taşır ama sadece bundan oluşmaz. Mimarlığın kolektif bir uğraş olduğuna hep daha fazla vurgu yapmayı daha uygun görüyorum. Kollektivitenin ortaya çıkmasına ve 'şekillenmesinde' mimar öncü bir rol oynuyor, oynaması gerekir diye düşünüyorum ama ortaya çıkan şey onun şahsi sanatı olmuyor elbette.

Her proje tabii ki oldukça farklı kaynaklardan besleniyor: Değişik yerler, bağlamlar, hiçbiri birbirinin aynısı olmayan işveren ve kullanıcılar, değişik kapasite ve yoğunluklar, işlevler, zaman zaman ideolojik ve politik duruşlarınızı zorlayan çevreler tüm bunlar mimarlık uğraşısını ezbere yapılabilecek bir inşai uğraş olmaktan çıkarıp, her seferinde kendine özgü bir niteliğe büründürüyor.

Bir projenin tasarım süreci nasıl işliyor? Daha özele indirgersek; siz bir projeye başlarken ilk adımı nereden atarsınız?
Genellikle sezgilerime güvenirim, sonra bilgi edinme süreci onu takip eder. Sürecin her aşamasında 'bütünlük' ve 'makroform'a önem verdiğimi söyleyebilirim. Parçalar bir araya gelip nasıl bir bütün, bir tutarlılık oluşturuyor meselesi benim için çok önemli. Tasarımın sadece 'anlık' kararlardan oluşmamasına dikkat ederim, sanki çok uzunca bir süreden beri kurulmuş bir nitelik kazanmasına özen gösteririm.



Yeni bir projeye başlarken sizi en çok ne heyecanlandırır, ne motive eder?
'Bilinmez'e karşı hissedilen bir çeşit merak... Başta bilinmez olan bir 'şey'in süreç içinde yavaş yavaş belirmeye başlayacağını ve bir süre sonra benden bağımsız olarak kendini var edeceğini bilmek zaten başlı başına heyecan verici...

Sizce Çinici Mimarlık, Türkiye'deki mimarlık alanında neye karşılık geliyor ve hangi boşluğu dolduruyor?
Buna benim tam anlamıyla cevap vermem pek mümkün olamayabilir aslında ama zannediyorum 'inşaa edilmiş mekanın gücü' ve 'hatırda kalan (memorable) formel kurgu' işlerimizi ayrıştıran nitelikler arasında sayılabilir.

İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde nasıl bir şehir modeli yaratılıyor ve size göre nasıl bir yol izlenmeli?
Kentlerimizin gelişmesinde şu sıralar herhangi bir 'şuur'dan bahsetmek mümkün değil, dolayısıyla 'modellerden' söz etmek de zorlama olur.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın büyük kent parçaları üzerinde başlattığı kentsel dönüşüm projelerinin kamuoyu tarafından paylaşılan bir planlama anlayışı olmadan bir 'mana' ifade edeceğine inanmıyorum. Acil olarak Türkiye toprakları üzerinde ilk önce bölge gelişim planlarının ele alınması ve buna bağlı olarak kent planlarının oluşturulması gerekiyor. Bu planlara göre oluşabilecek daha alt ölçekli kentsel gelişme ve yenileme bölgelerinin projelendirmesi ise sadece özel gayrimenkul firmalarının inisiyatiflerine bırakılmayarak kapasiteleri, kentsel çevresel etkileri, demografik ve sosyal etkileri düşünülerek daha çağdaş ve demokratik yollarla yapılmalı. Bu da her şeyden evvel ülkemizde 'kamu' diye bir şeyin varlığının 'keşfedilmesi' veya 'tekrar hatırlanması ' ile mümkün olacaktır diye düşünüyorum.

 

Konut Haberleri